§1
Merzifon: Yolun Başı
Hikâye bir köyde başlıyor, Merzifon'da. Siyah-beyaz bir karede bir çocuk düşünün; önünde, o yıllarda Anadolu'nun her köyü için yeni sayılan bir yol var: okul. Cumhuriyet, Merzifon'da bir köyde doğan bir çocuğun büyüyüp doktor olabilmesini sağladı. O çocuk yolu sonuna kadar yürüdü. Bu sayfa boyunca kare yavaş yavaş renklenecek: köy bir amfiye, amfi bir ameliyathaneye, ameliyathane bir anabilim dalına, anabilim dalı elinizdeki bu ekrana bağlanacak.
Merzifon'dan Ankara'ya giden yol tek kişilik değildi; Cumhuriyet'in ilk kuşaklarından beri işleyen bir yoldu: köy, okul, sınav, fakülte. Bu sayfadaki hikâye o yolun bir tanığıdır ve sonunda, aynı yolu başka çocuklar için genişleten bir hekimin hikâyesine dönüşür.
§2
Hacettepe: Yöntem
Ankara, Hacettepe: Türkiye'de çocuk cerrahisinin uzmanlık olarak kurumsallaştığı okulların başında gelen çatı. Melikoğlu hekimliği de cerrahlığı da burada öğrendi; kanıta dayalı tıbbın, titiz klinik disiplinin içinde yetişti. Hacettepe ona bir meslek verdi; asıl verdiği ise bir yöntemdi: gözlemi kayda, kaydı bilgiye çevirmek. Bu alışkanlık, hikâyenin geri kalanının anahtarıdır.
Yöntem, bir cerrah için soğuk bir kelime sayılmaz. Ameliyat masasında yöntem demek, telaşın yerini sıranın alması demektir: önce bak, sonra anla, sonra dokun. Melikoğlu bu sırayı Ankara'dan aldı ve bir daha bırakmadı; ilerideki her bölümde, hangi şehirde ve hangi görevde olursa olsun, aynı sıra işleyecek.
§3
1990, Antalya: Kuruluş
1990'dan önce Batı Akdeniz'de bağımsız bir çocuk cerrahisi anabilim dalı yoktu; karmaşık vakalar Ankara'ya, İstanbul'a sevk edilirdi. Yol demekti bu, zaman demekti; zaman ise risk. Melikoğlu, Hacettepe'den aldığı formasyonu güneye taşıdı ve 1990'da Akdeniz Üniversitesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı'nı kurdu. Kurmak burada mecaz değil: ameliyathane donanımından asistanlık programına, müfredattan sevk zincirine kadar her katmanı planladı. İki yıl sonra doçentti; ardından Türkiye'nin üçüncü çocuk cerrahisi profesörü oldu.
Üçüncülük bir sıra numarası değil, bir tarih bilgisidir: alan bu ülkede henüz kurulurken o, kuranlardandı. Kurduğu bölüm kısa sürede Antalya'yı aştı; Burdur'dan, Isparta'dan, Muğla'dan aileler çocuklarını artık büyük şehir yoluna değil, kendi bölgelerinin merkezine getirdi. Bir zamanlar sevk edilen vakalar otuz yıl boyunca burada çözüldü. Bugün o anabilim dalı, onun attığı temeller üzerinde çalışmayı sürdürüyor; yetiştirdiği kuşaklar aynı koridorlarda hasta bakıyor.
§4
Külliyat ve Kürsü: Yüz Kırk Üç Soru
Ameliyathane cerraha tek tek vakalar verir; bilim adamı o vakalardan desen çıkarır. Yüz kırk üç bilimsel yayın böyle okunmalı: kırk beş yılın ameliyat masasından süzülmüş sorular, kayda geçmiş cevaplar. Çalışmalarına uluslararası indekslerde üç yüzü aşkın atıf yapıldı; bilimsel projeler yürüttü, uzmanlık ve doktora tezlerine danışmanlık etti. Elli yaşında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin dekanlığını üstlendi ve o masaya ameliyathanenin öğrettiklerini taşıdı: hazırlığı, ekibi, soğukkanlılığı, sonucun sorumluluğunu.
§5
İki Pano: Koruyucu Hekim
Koleksiyonun envanteri bir ev-kazası atlasıdır: düğme piller, mıknatıslar, yorgan iğneleri, madeni paralar, oyuncak parçaları; fıstık, ceviz, ay çekirdeği. Kırk iki yıl boyunca çocukların bedeninden çıkardığı her cismi sakladı ve hastane koridorunda iki panoya dizdi. Hedefi tıp öğrencileri değildi; bekleyen ailelerdi. Her pano sessiz bir cümle kurar: bu cisimler çocuklardan çıkarıldı, sizinki bir sonraki olmasın. Tedavi eden el, önlemeyi de görev bildi.
Sergiyi bir dersliğe değil koridora asması bilinçli bir seçimdi. Ebeveyn, çocuğunun muayenesini beklerken o panolarla göz göze gelir; ev denen yerin küçük bir gövde için nelerle dolu olduğunu, hiçbir broşürün anlatamayacağı bir açıklıkla görür. Bir bekleme koridoru böylece sessiz bir okula dönüştü. En hassas pencereyi de tanımladı: altı ay ile yedi yaş arası, çocuğun dünyayı ağzıyla keşfettiği çağ; listenin başında, oyuncakların içinden çıkan küçük yuvarlak piller.
Pandemi yılları bu dersin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Evde geçen süre uzadıkça kuruyemiş kaçakları ve temizlik malzemesi kazaları arttı; Melikoğlu o dönemde yaklaşık elli beş hava yolu tıkanıklığı ameliyatı yaptı. Koridordaki panolar aynı yerde durdu: sabırlı, sessiz, haklı.
§6
11 Nisan 2022: Tören
11 Nisan 2022'de Akdeniz Üniversitesi Atatürk Konferans Salonu doluydu: rektör, dekanlar, Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği'nin başkanı ve kuşaklar boyu yetiştirdiği öğrenciler. Kürsüde teknik başarılarından söz etmedi. Şunu söyledi: "Sizler olmasaydınız ben olmazdım; ailem bana görevimi yapmayı öğretti."
Salondaki kalabalığın kendisi bir belgeydi: bir kurum, kendi tarihinin kurucularından birini uğurluyordu. Ama uğurlama kelimesi eksik kalır; çünkü o gün biten şey bir kadro kaydıydı, bir meslek değil.
§7
İşleyen Demir: Bugün
Emeklilik, bu hikâyede olsa olsa bir noktalı virgül. Melikoğlu bugün Antalya'daki muayenehanesinde çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi hastalarını kabul etmeyi sürdürüyor. Bilim adamlığı onda bir unvan değil, alışkanlıktı: bakmak, kaydetmek, aktarmak. Aynı alışkanlık şimdi yeni bir malzemeyle çalışıyor; aklı, kendi ifadesiyle, artık muayeneden çok teknolojinin sağlıkta kullanımında.
Merzifon'daki siyah-beyaz kare burada renkleniyor. Bir köyde başlayan yol bir ekranda sürüyor: içinde gezindiğiniz bu site, odaları ve müzesiyle, o merakın eseri. İşleyen demir pas tutmaz; bu demir şimdi başka bir tezgâhta işliyor.